AzadMedia
Telegram Facebook Twitter Youtube Instagram

YALANIN ALKIŞLANDIĞI, DÜRÜSTLÜĞÜN MAHCUP EDİLDİĞİ BİR ÇAĞDAYIZ

  • + A
  • - A
  • Bu gün, 11:19

    YALANIN ALKIŞLANDIĞI, DÜRÜSTLÜĞÜN MAHCUP EDİLDİĞİ BİR ÇAĞDAYIZ

    Son zamanlarda etrafa biraz dikkatle bakıyorum da… Sanki insanlığın terazisi şaşmış, değerlerin yeri değişmiş, doğrularla yanlışların arasındaki çizgi silinmiş.

    Sahte gülüşlerin, yüzlere takılan maskelerin, samimiyetten uzak ilişkilerin hüküm sürdüğü bir zamandan geçiyoruz. İnsanlar birbirine gülümsüyor ama o gülüşlerin ardında nice hesaplar, nice kırgınlıklar, nice gizli düşmanlıklar saklı.

    Dost görünenlerin arkandan iş çevirmeyi, kuyunu kazmayı, yüzüne başka, arkandan başka konuşmayı marifet saydığı bir dönemdeyiz.

    YALAN SÖYLEYENE HAYRANLIK HAD SAFHADA!

    Öyle bir noktaya geldik ki yalan söyleyenin sözüne itibar ediliyor, gerçeği dile getiren ise neredeyse mahcup ediliyor.

    Üstelik bazıları yalanı öyle ustalıkla anlatıyor ki insan, gerçeği savunduğu için kendisini açıklama yapmak zorunda hissediyor. Yalanı sahiplenmekten çekinmiyor, hakikati dile getirmekten utanıyoruz.

    Doğruyu söylemek ayıp, dürüst olmak enayilik, hakkını aramak ise huzursuzluk çıkarmak olarak görülüyor.

    Bir başka gariplik de iş hayatında karşımıza çıkıyor.

    Çalışır gibi görünüp zaman öldürenler, sorumluluğunu yerine getirmeyenler, işini savsaklayanlar; görevini hakkıyla yapan insanları eleştirmekte hiç tereddüt etmiyor.

    Kendi işini yüzüne gözüne bulaştıran, dönüp işini düzgün yapana kusur arıyor. Üretmeyen, emek vermeyen, sorumluluk almayan; emek verenin başarısından rahatsız oluyor.

    Asıl acı olan ise bütün bunları görenlerin, bilenlerin çoğu zaman sessiz kalması.

    Çünkü artık birçok insan için hakikatin yanında durmak değil, güçlü görünenin yanında yer almak daha güvenli.

    HAKİKATİN ÜZERİNE ÇAMUR ATILIYOR

    Bugün öyle bir anlayışla karşı karşıyayız ki haram, çeşitli gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor; helalin peşinden gitmeye çalışanlar ise saf, eski kafalı veya çıkarını bilmeyen insanlar olarak görülüyor.

    Vicdanın sesini dinleyenlerin sesi kısılıyor. Hakkı savunanlar yalnızlaştırılıyor. Dürüst insanlar, dürüstlüklerinden dolayı bedel ödemek zorunda bırakılıyor.

    Oysa insanı insan yapan makamı, parası, çevresi veya başkalarının gözündeki itibarı değildir. İnsanı değerli kılan, kimsenin görmediği yerde de doğru kalabilmesidir.

    Ne yazık ki bugün bazıları için önemli olan nasıl yaşadığı değil, nasıl göründüğüdür. Nasıl kazandığı değil, ne kadar kazandığıdır. Ne kadar dürüst olduğu değil, ne kadar güçlü göründüğüdür.

    Ama unutulan çok önemli bir gerçek var:

    Dünya dönüyor, zaman akıyor ve hiçbir güç sonsuza kadar sürmüyor.

    Bugün kendisini vazgeçilmez sananlar yarın bir kenara bırakılabilir. Bugün başkalarının arkasından iş çevirenler, yarın aynı oyunların hedefi olabilir. Bugün yalanlarıyla kendisine bir dünya kuranlar, yarın o dünyanın enkazı altında kalabilir.

    Çünkü hayatın değişmeyen bir adaleti var: İnsan, er ya da geç yaptıklarıyla yüzleşiyor.

    MESELE HERKES GİBİ OLMAK DEĞİL, İNSAN KALABİLMEK!

    Elbette dürüst olmak kolay değil. Hele ki yalanın prim yaptığı, çıkar ilişkilerinin dostluğun önüne geçtiği, haklının değil güçlünün sesinin duyulduğu bir ortamda…

    Ama zor olması, doğru olandan vazgeçmemizi gerektirmiyor.

    Haramdan uzak durmak, helalin peşinden gitmek, kimsenin hakkına girmemek, yüzüne güldüğün insanın arkasından kuyusunu kazmamak…

    Bunlar eski zamanlardan kalma değerler değil, insan olmanın temel şartlarıdır.

    Belki bu devirde dürüstlük insana çok şey kazandırmıyor gibi görünebilir. Belki haksızlık yapanlar daha hızlı yükseliyor, yalan söyleyenler daha çok alkış alıyor.

    Ama insanın kendisine duyduğu saygı, başkalarının verdiği hiçbir makamla ölçülemez.

    Kıssadan hisse…

    Bir gün herkes kendi hayatının hesabını verecek. O gün ne sahte gülüşler işe yarayacak ne de başkalarının üzerine atılan çamurlar gerçeği örtecek.

    Ne makam kalacak ne servet ne de bugün uğruna insanların birbirini ezdiği o geçici üstünlükler…

    Geriye yalnızca insanın yaptıkları, söyledikleri ve geride bıraktığı izler kalacak.

    Unutmayalım; insanın en büyük zenginliği, başını yastığa koyduğunda vicdanına hesap vermek zorunda kalmamasıdır.

    Ve bazen bütün dünya size sırtını dönse bile doğru tarafta durmanın verdiği huzur, kalabalıkların alkışından çok daha kıymetlidir.

    Çünkü mesele herkesin sizi sevmesi değil, sizin kendinize saygınızı kaybetmemenizdir.


    www.AzadMedia.az

    Mətndə səhv var? Onu siçanla seçin və Ctrl+Enter düyməsini basın.
    OXŞAR XƏBƏRLƏR

    Köşə
    XƏBƏR LENTİ
    BÜTÜN XƏBƏRLƏR