AzadMedia
Telegram Facebook Twitter Youtube Instagram

Bu şehrin problemlerinin ne olduğunu da, o problemlerin nasıl bir çözüm noktasında nihayete ereceğini de aslında hemen hepimiz gayet iyi bilmekteyiz.

  • + A
  • - A
  • Bu gün, 11:30

    Bu şehrin problemlerinin ne olduğunu da, o problemlerin nasıl bir çözüm noktasında nihayete ereceğini de aslında hemen hepimiz gayet iyi bilmekteyiz.

    En azından bu memlekette yaşayan, kışın ayazını bizzat çeken, çileyi dibine kadar soluyan fertler olarak, bazılarımızın bu gerçekleri çok daha derinden idrak ettiğine kesinlikle ve kesinlikle eminim.
    Problemlerin malum, çözüm yollarının aşikâr olduğu ama bir türlü o arzulanan çözüme kavuşulamadığı dönemlerde; aramızdan bazılarının deve kuşu misali kafasını kuma gömüp toprak altında sığınak aramasını bile artık hoş görmeye başladık. Sinirlerimiz laçka oldu, sabır taşımız çatladı da "Hadi ona da eyvallah" dedik...
    Ancak bir yere kadar!
    Geçmiş dönemlerde başarı denilen şeyden haberi olmamış birilerinin... Başarıya giden o çileli yollarda ter dökmenin, dirsek çürütmenin ne anlama geldiğini bilmeyen birilerinin... Ve özellikle de bu kadim şehrin yarınları, bu insanların dertleri için tek bir gece dahi uykusuz kalmamış olan birilerinin kalkıp da; "Elimi, hatta gövdemi taşın altına koymaya hazırım" gibi masalsı ve iddialı cümleler kurmasına artık bu şehrin de, bizim de tahammülümüz kalmamıştır!
    Oturdukları sırça köşklerinden, ellerindeki kristal bardaklarla yudumladıkları çayın demine aldanıp, dostluk muhabbeti kurduğunu zanneden o beyzadelerimize bizim de bir çift lafımız olsun değil mi?
    Açık açık söyleyelim: İçtiğiniz o çay bile bu aziz milletin parasıyla alınmış bir çayken, kalkıp onun muhabbetine bile tellallığa soyundunuz ya... Aslında size söylenecek pek fazla bir şey yok. Ama şunu iyi biliniz ki; başınızı gömdüğünüz o toprak bile sizden umudu kesmiş, farkında değil misiniz? Bu saatten sonra hangi taşı, neyin gövdesini arıyorsunuz?
    Bu şehrin adına, bu güzel insanların hayrına bugüne kadar atmış olduğunuz tek bir olumlu adım dahi yokken... Tek bir arpa boyu mesafe dahi alınmamışken... Siz şimdi neyin hesabına düştünüz, merak etmeyelim mi? Aslında biz cevabı çok iyi biliyoruz ama bir de sizin ağzınızdan o itirafı duyalım istedik. O da bizim züğürt tesellimiz olsun, neyleyelim...
    Bakınız cancağızlarım, sırça köşklü beyzadelerim; hiç kimse ama hiç kimse elinin pudrasıyla, bu şehrin çimento yürekli ağabeylerinin adımlarıyla kendi sekmelerini sakın ola ki bir tutmaya kalkmasın! Benden söylemesi...
    Bakıyorsun, birisi oturduğu yerden sanki de "Ben Çiziroğlu bilmem ne beyim" diye türkü çığırır, hayal âleminde gezer.
    Bir başkası, "Buraların hesabı benden sorulur" diyerekten tıpkı Bolu Beyi misali meydanda efelenir.
    Kimisi bunların hepsine birden heveslenir de "Dur hele zamanı var, güreşe ben de gireceğim" diye bir ileri on beş geri ayak diretir.
    Ve başka birileri de Don Kişot ve at uşakları misali, ayaklarındaki donun rengine bakmadan bunları sözüm ona desteklemeye çalışır...
    Neden mi? Kendilerince kaymaklı gördükleri bu güzel şehrin pastasından, yarın bir gün büyükçe bir dilim koparma hevesine tutulurlarMIŞ...
    Ola ola hele bunlara bir bakın! Ben de zannettim ki Mahallebaşı’nda tükan satirler... Hiç ama hiç güleceğim yoktu!
    Yahu, ne çabuk unuttunuz o kadim sözü: Tarlada izi olmayanın harmanda tozu olmaz!
    Sizin oturduğunuz o sırça köşkün her bir santimetrekaresinde ve hatta bu memleketin her sokak başında, her çıkmaz sokağında Lütfü Ağabeyinin izi var, emeği var, alın teri var...
    Hatta ve hatta ağabeylik muhabbeti var.
    Sahi; dönün de bir aynaya bakın...
    Sizin bu şehirde sıkıntınızdan başka neyiniz var?


    www.AzadMedia.az

    Mətndə səhv var? Onu siçanla seçin və Ctrl+Enter düyməsini basın.
    OXŞAR XƏBƏRLƏR

    Köşə
    XƏBƏR LENTİ
    BÜTÜN XƏBƏRLƏR