Bize göre ise Anadolu’muzun haysiyeti, çatısı konumundaki zirve yalnızlığına mahkum edilmiş son kalesi…
Ancak, bugün şehre yukarıdan bir mercek tuttuğumuzda, o heybetli kalenin burçlarında halkın dertlerini değil, küçük ve mus/mutlu bir azınlığın kendi arasında oynadığı "masa tenisi" maçını izliyoruz.
Şehrin siyaseti ve bürokrasisi, ne yazık ki Erzurum’u kalkındırma davasından kopmuş; karşılıklı paslaşmaların, reklam kokan hareketlerin ve "ben seni ağırlayayım, sen beni ağırla" sığlığının hüküm sürdüğü bir oyun sahasına dönmüştür.
Emeklinin her geçen saniye yok sayıldığı ve özellikle de bilinçli olarak umursanmadığı, sokaktaki vatandaşın sofrasındaki her geçen an büyüyen yangın, gencin işsizlikten kaynaklı göç sancısı ya da çiftçinin topraktaki feryadı ne yazık ki bu hızlı maçın gürültüsü arasında duyulmuyor.
Siyaset bir raket, bürokrasi diğer raket...
Ve bu karşılaşmanın bereketinden faydalanan “yancı” mutluluğunu yansıtan garip bir görüntü…
Arada gidip gelen ise şehrin geleceği değil, sadece makam koltuklarının konforu ve o koltuklarda verilen "pozların" sosyal medya yansıması.
Bize göre okunan resimde; bir bürokrat, siyasetçinin önünü açıyor ve siyasetçi de bürokratın koltuğunu sağlamlaştırıyor. Arada sisteme karşı çıkan alt kadroda kim var ise sorgusuz/sualsiz kıyıma…
Bize göre okunan resimde; atılan her adım, çözülen her "küçük" mesele, sanki çağ atlatılmış gibi büyük puntolarla servis ediliyor. Oysa gerçekte olan; sadece raketlerin birbirine çarptığında çıkardığı o içi boş sesten ibaret.
Eğer bugün birisi çıkıp "Erzurum’da siyaset ve bürokrasi nereye koşuyor?" diye soracak olsa, cevabımız bir kalkınma hamlesine doğru değil, bir "vitrin süsleme" yarışına doğru olurdu. İzlediğimiz ve bizlere zoraki de olsa gösterilen fotoğraf çok net: Masanın bir ucunda siyasi erk, diğer ucunda bürokratik yapı. Top sürekli havada, ama skor tabelasında Erzurum halkının lehine yazılmış tek bir puan yok.
Bu kentin gerçek sorunları; göç, sanayisizlik ve kültürel erozyon iken; yetkililerimiz birbirlerini destekleyen açıklamalar yapmaktan, birbirlerine "nezaket" ziyaretlerinde bulunup karşılıklı methiyeler düzmekten, asıl meseleye odaklanmaya vakit bulamıyorlar.
Yalan! Diyecek olan, alsın KOP’un dosyasını, Dallıkavak’ın dosyasını, Kırık’ın dosyasını, YHT nin hatta normalinden dahi olsa hızlı tren dosyasını, stadyum dosyasını, havaalanı ve uçak rezaleti dosyasını, sumen altından bizlere unutturulan DDY 9. Bölge Müdürlüğü dosyasını gelsin yanıma!
Ve beni Karadeniz’de Batum’dan Samsun’a kadar aynı sürede ve hatta daha azında atılan adımlar ile yapılanların mantığıyla karşılaştırma yaparak anlatsın bakalım…
Koltuk, hizmet etmek için bir araçtır; ancak Erzurum’da artık bir amaç haline gelmiş durumda. O koltuğa oturanın ilk işi, raketini kapıp karşı taraftakiyle uyumlu bir oyun kurmak oluyor. Oyun bozulmasın, huzur kaçmasın, reklam devam etsin... Peki, bu oyunun seyircisi olan Erzurum halkı ne zaman sahaya dâhil edilecek?
Siyaset ve bürokrasinin birbiriyle "raketleştiği" bu düzende, topun masadan düşüp kaybolması an meselesidir. Unutulmamalıdır ki; bu şehir, birbirini ağırlayanların değil, birbirine omuz verip Erzurum’u ayağa kaldıranların omuzlarında yükselecektir.
Artık tribündeki halkın alkışlamayı bırakıp, "Bu oyun bizim oyunumuz değil!" demesinin vakti gelmiştir. Çünkü Erzurum, bir masa tenisi masasına sığmayacak kadar büyük ve kıymetlidir.