Siyasetin temel gayesi, hepimizin bildiği o beylik cümleyle; halkın nabzını tutmak ve yarınlara köprü kurmaktır. Ancak günümüz Türkiye’sinde siyaset, dışarıdan bakıldığında sadece bir menfaat ve çıkar denizi olarak görülüyor. Bu denizde hemen her siyasetçinin yüzme hevesinde olduğu bir gerçek; fakat madalyonun öteki yüzünde, asıl sorulması gereken soru şu: İktidar görevini layıkıyla yerine getiriyor mu, yoksa muhalefet iktidarı buna mecbur mu bırakmıyor?
Bu sorunun cevabını verebilmek için önce, halkın "iktidarı denetle" diye görevlendirdiği muhalefetin durumuna bakmak gerekir.
Dışarıdan bakıldığında herkesin hedefi iktidar koltuğu gibi görünse de, acı gerçek şudur: Başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere, muhalefet blokunda iktidar olmak için gerçek bir gayret, samimi bir çaba neredeyse hiç yok.
Neden olsun ki?
Düşünsenize; muhalefetteyken devletin sunduğu her türlü maddi imkândan yararlanıyorsunuz, manevi desteği bir şekilde (!) arkasına alıyorsunuz ve en önemlisi sorumluluk almıyorsunuz. Halkın dertleriyle bizzat boğuşmak, çözüm üretmek, risk almak yerine; sadece eleştirerek bu rahatlığı sürdürmek varken, muhalefet neden iktidara gelip bu huzurunu kaçırsın? Kendi kemikleşmiş tabanına hizmet götürmekten bile aciz kalan, yerel yönetimlerde sınıfta kalan bir muhalefet anlayışı için iktidar olmak, aslında bir "yük" hükmündedir.
Hele o oy potansiyeli düşük, sadece kendi dar çevrelerinde at koşturan küçük partiler... Onların tek bir hayali var: Gazi Meclis’in kapısından içeri girmek, yakaya o dokunulmazlık nişanesi olan rozeti takmak ve hayatını garanti altına almak. Halkın yarını, ülkenin bekası? O, rozetin ışıltısından sonra gelen bir detay sadece.
Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım.
Bir tarafta topu taca atan, oyunu yavaşlatan ve aslında maçı kazanmak gibi bir derdi olmayan "rahat" bir muhalefet var. Diğer tarafta ise; tüm eksiklere, tüm küresel rüzgârlara rağmen maçı kazanmak için sahada ter döken, çırpınan bir iktidar gerçeği...
Muhalefet sadece tribünlere oynayıp skor tabelasını eleştirirken, iktidar sahada darbelere göğüs geriyor, icraat üretiyor ve halkın yarınları için risk alıyor. Maçı kazanmak için bu denli çırpınan, her türlü engellemeye rağmen hizmet üretmeye çalışan bir iradenin gayretini görmemek, en hafif tabiriyle nankörlük olmaz mı?
Muhalefet olmak Türkiye’de maalesef "kolaycılığın" adresi haline gelmiştir. Sorumluluk yok, çözüm şartı yok; sadece itiraz var. Oysa iktidar olmak, o meşhur ifadeyle "ateşten gömlek" giymektir. Muhalefet sadece oyunu bozmaya çalışırken, iktidarın bu oyunu bir galibiyete, yani halkın refahına dönüştürme çabası takdire şayandır.
Galip gelmek gibi bir sancısı olmayanların, sadece süreyi geçirmeye çalışanların bu ülkeye verebileceği bir şey yoktur. Ancak maçı kazanmak için son düdüğe kadar mücadele eden, halkın nabzını icraatla tutan bir iktidarın varlığı, Türkiye’nin en büyük şansıdır.
Zaman, sadece konuşanları değil, ter dökerek taş üstüne taş koyanları yazacaktır. Ve görünen o ki; tarih, rahatını bozmayan muhalefeti değil, milleti için çırpınan iktidarın azmini "layıkıyla yapılmış bir görev" olarak not düşecektir.