AzadMedia
Telegram Facebook Twitter Youtube Instagram

Ahlakın Örtüsü Olmaz

  • + A
  • - A
  • Dünən, 10:47

    Ahlakın Örtüsü Olmaz

    Günlerdir borsa üzerinden ortaya atılan iddialar ve bu iddialar etrafında yürüyen tartışmalar gündemin önemli başlıklarından biri. İddiaların hukuki ve siyasi boyutu elbette ayrıca konuşulmalı, belgeler ortaya konulmalı ve varsa sorumluluklar hukuk önünde belirlenmelidir. Ancak bütün bu tartışmanın bize hatırlattığı çok daha temel bir mesele var:

    Sorun İslam’da değil. Sorun başörtüsünde de değil. Sorun, insanın sahip olduğu değerleri kendi davranışlarına yansıtamamasında.

    Çünkü bir insanın başını örtmesi, onun otomatik olarak ahlaklı olduğunu göstermez. Aynı şekilde başı açık bir insanın ahlaksız olduğu da söylenemez.

    İnsanı değerli kılan yalnızca dış görünüşü değildir.

    Asıl mesele; elinin harama uzanıp uzanmadığı, kul hakkından sakınıp sakınmadığı, emanete ihanet edip etmediği, güç eline geçtiğinde nasıl davrandığıdır.

    Din Başka, Ahlak Başka Değil; Ama Din Ahlakla Anlam Kazanır

    Din, insanın hayatına yön veren inanç ve değerler bütünüdür. Ahlak ise o değerlerin insanın davranışlarına yansıyan tarafıdır.

    Bu nedenle dindarlık iddiasının en önemli sınavı, insanın kimsenin görmediği yerde ne yaptığıdır.

    Herkesin önünde güzel sözler söylemek kolaydır.

    Zor olan, çıkarın söz konusu olduğu yerde adil kalabilmektir.

    Zor olan, kimse görmezken emanete sahip çıkmaktır.

    Zor olan, güç eline geçtiğinde zayıfın hakkını gözetmektir.

    Zor olan, makamın, paranın ve çevrenin insanı değiştirmesine izin vermemektir.

    İşte ahlak tam da burada başlar.

    Çünkü insanın gerçek karakterini çoğu zaman söyledikleri değil, çıkarıyla vicdanı karşı karşıya geldiğinde verdiği karar gösterir.

    Bugün tartışmamız gereken de tam olarak budur.

    Bir insanın başörtülü olması üzerinden ona peşinen iyi niyet atfetmek ne kadar yanlışsa, başörtülü birini gördüğümüzde bütün dini onun üzerinden yargılamak da o kadar yanlıştır.

    Bir kişinin davranışı, bir inancın tamamının temsilcisi değildir.

    Başörtüsünün Arkasına Saklanmak da, Başörtüsünü Suçlamak da Yanlış

    Başörtüsü bir inanç ve ibadet meselesidir.

    Onu insanların yaptığı yanlışların kalkanı haline getirmek ise bambaşka bir meseledir.

    Eğer bir insan gerçekten inandığı değerleri taşıdığını söylüyorsa, o değerlerin hayatındaki karşılığını da göstermek zorundadır.

    Kul hakkı yeniyorsa, bunun başörtüsüyle açıklanacak bir tarafı yoktur.

    Haksızlık yapılıyorsa, bunun dinle savunulacak bir tarafı yoktur.

    İnsanların hakkına giriliyorsa, bunun üzerine hangi dini söylemi koyarsanız koyun, yapılan yanlışı doğruya çeviremezsiniz.

    Üstelik burada çok tehlikeli bir başka durum daha ortaya çıkıyor:

    Dini görünürlüğü, ahlaki teminat gibi görmek.

    İşte asıl yanılgı burada.

    Bir insanın görüntüsüne bakarak onun karakteri hakkında hüküm vermek, toplum olarak bizi yıllardır yanlış yerlere götürüyor.

    Oysa ahlakın üniforması yoktur.

    Ahlakın siyasi partisi yoktur.

    Ahlakın makamı yoktur.

    Ahlakın başörtüsü, kravatı, cübbesi, ceketi yoktur.

    Ahlakın tek ölçüsü vardır:

    İnsan, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapıyor mu?

    Mesele Din Değil, İnsanın Kendisiyle Çelişmesi

    Bugün toplumun en büyük sorunlarından biri, söylediğimizle yaptığımız arasındaki mesafenin büyümesidir.

    Ağzımızdan adalet düşmüyor ama çıkarımız söz konusu olduğunda adaleti unutuyoruz.

    Kul hakkından söz ediyoruz ama başkasının hakkını kendi menfaatimize tercih edebiliyoruz.

    Ahlaktan bahsediyoruz ama gücü elimize geçirdiğimizde ahlakın sınırlarını kendimiz için esnetebiliyoruz.

    İşte burada mesele artık din tartışması olmaktan çıkıyor.

    Mesele insan meselesine dönüşüyor.

    Kim olursa olsun…

    Hangi görüşe sahip olursa olsun…

    Hangi makamda bulunursa bulunsun…

    Hangi kıyafeti giyerse giysin…

    Eğer hak yemişse, bunun hesabı verilmelidir.

    Eğer haksızlığa uğramışsa, hakkı korunmalıdır.

    Eğer ortaya atılan bir iddia varsa, iddianın doğruluğu belgelerle araştırılmalıdır.

    Ve eğer ortada bir suç varsa, bunun karşılığı hukuk içinde aranmalıdır.

    Çünkü adalet kişiye göre değişirse adalet olmaktan çıkar.

    Bugün bir başkasının yaptığı yanlışı savunup yarın aynı yanlıştan şikâyet ediyorsak, bizim de kendimize dönüp bakmamız gerekir.

    Din üzerinden ahlak gösterisi yapmak kolaydır.

    Ahlaklı yaşamak zordur.

    Belki de asıl ihtiyacımız olan şey, insanların birbirinin kıyafetine, görüntüsüne veya inanç sembollerine bakarak hüküm vermesi değil; davranışlarına bakarak değerlendirme yapabilmesidir.

    Çünkü başörtüsünün arkasına saklanarak yapılan yanlış, başörtüsünün yanlışı değildir.

    İslam’ın yanlışı hiç değildir.

    Yanlış, yanlışı yapan insanındır.

    Ve unutmayalım:

    İnsan bazen başını örter ama niyetini örtemez.

    Bazen güzel sözlerle kendisini anlatır ama yaptığı iş kendisini ele verir.

    Bazen dini diline dolayabilir ama adalet karşısında gerçek karakteri ortaya çıkar.

    İşte bu yüzden bugün konuşmamız gereken şey, başörtüsü değil.

    İslam hiç değil.

    Konuşmamız gereken şey ahlaktır.

    Çünkü insanın gerçek örtüsü, üzerinde taşıdığı kumaş değil; vicdanıdır.

    Vicdanını kaybeden insanın üzerinde ne kadar güzel bir görüntü olursa olsun, ahlakın yerini dolduramaz.

    Ve belki de hepimizin kendimize sorması gereken en zor soru şudur:

    Kimse bizi görmediğinde nasıl bir insanız?

    Çünkü insanı asıl anlatan, kalabalıkların önündeki görüntüsü değil; yalnız kaldığında verdiği kararlardır.


    www.AzadMedia.az

    Mətndə səhv var? Onu siçanla seçin və Ctrl+Enter düyməsini basın.
    OXŞAR XƏBƏRLƏR

    Köşə
    XƏBƏR LENTİ
    BÜTÜN XƏBƏRLƏR